25 Eylül 2010 Cumartesi

BDP'li Belediyeler ve Eleştiri

Kürt hareketinin devlet zoruna karşı koyuşunun zirve yapmasının ardından tekçi yapısına itiraz ederek kimliklerine sahip çıkan ve bunu siyasal bir formasyona büründüren Kürtler, kitlesel olarak da edilgen çevrenin merkezinde çelik bir çekirdeğe dönüştü.

Büyük bir mücadele azmi, direnci ve elbette karşılığını da ödeyerek edilgen çevrenin içinde yeni halkalar açtı. Bu yolculuk farklı biçimlerde kendini yenileme yeteneği kazanarak, kimi zaman biçimsel format değişiklikleriyle devam ediyor.

Katı bir örgüt şeması olmasına rağmen bütün siyasal hedefli organizasyonlar gibi ve özellikle halk hareketlerinin doğası gereği Kürt hareketi de toplumsal tasavvurunun nüvelerini daha geniş yerleşim birimlerine taşımak istedi. Yasal zeminde aktüel politikaya dahil olmak, bunun önünü açan uzun soluklu bir uğraş oldu. Nihayet nüfuz alanına denk düşecek ve/veya yetecek oranda yerel yönetimleri devralma, bu uğraşın meyvesi olarak göründü. 4-5 gencin 40-50 bin nüfuslu kentlerde gizli buluşmalarının gerekçesi olan siyasal donanım, o kentleri yönetecek kıvama geldi. Bu sıradan ve azımsanacak bir başarı değildi. Dolayısıyla 'kendimizi ve kentimizi biz yöneteceğiz’ isteminin kararlılığında somutlaşan özyönetim, bugün dile getirilen Demokratik Özerklik özgüvenine kaynaklık etti.

Özetlemeye çalıştığım bu halk dinamizmi, bugün 98 BDP’li belediye ve Türkiye Meclisi’nde temsil edilen BDP Grubu olarak mevcudiyetini koruyor.

Konumuz olan belediyelerde her şey yolunda mı?

Bu sorunun cevabını vermeden Kürtler için netameli olan bir soruyu ne hakla soruyoruzun cevabını vereyim. Biz gazeteciyiz. Elbette yüzümüzü egemen devletlere ve onların izdüşümlerine çevirip kalemimizi kırpmadan kelimelerimizi yüzlerine fırlatacağız. Yalan, hile, haksızlık ve insan soyuna ihanetlerini deşifre edip milyonlarla paylaşacağız. Bu, asli işimizdir ama biz, içinde yer aldığımız Kürt sokağını gözardı edemeyiz. Yerel düzeyde de olsa kısmi Yürütme erkinin mekanizmalarını eleştiriden muaf tutamayız. Elbette BDP ve yansıması olduğu ana yapı eleştirilir hem de sert eleştirilir. Şerhlerimiz şunlar olmalı:

* Doğru bilgiye dayalı analiz; üstüne bina edilen eleştiri egemen ulus psikolojisinin kibirinden uzak olmalı.

* Kürt aydınının BDP'yi eleştiri platformu Türk medyası olmamalı. Ki, yapılanların çoğu eleştiri değil, aferin katsayısını artırma gayretinin getirisini beklemenin dramadır.

* Kürt gazeteci de BDP’yi ve dolayısıyla belediyeleri bunları gözönünde bulundurarak eleştirebilir.

Sorunun Cevabı

Şimdi bu çerçeveye sadık kalarak, sorumuzun cevabını verelim. BDP’li belediyelerde maalesef her şey yolunda değil. BDP’nin mirasını devraldığı DTP’nin yerel seçimlere giderken halka sunduğu bir vizyon ve kendisini bağladığı taahhütler var. Kentlerini yönetmeye başlayan Kürt siyasetçiler, yönetim ve hizmet denklemini Türk siyasal yapılanmasından farklı, dünyadaki demokratik örnekleri de baz alarak kendine özgü bir model üzerine kuracaklarına dair yükümlülük altına girdiler. Demokratik Özerkliğin ana damarları olacak belediyeler, halkın azami düzeyde yönetime katılmasını, karar süreçlerini etkileme hatlarının açık tutulmasını ve hizmet önceliklerini belirleyebilme hakkını mahfuz tutmasını sağlayacaktı. Bunun hem ana hem de lokal formülasyonu, bütün talipler tarafından benimsenmiş ve onbinlerin önünde tekrar edilmişti. Temel paradigmasını cevaz verdiği şehirciliği esas alacak ve nüfusun dil, kültür ve inanç gerçeğini kamu alanına taşıyacaktı. Elbette Türk devleti, hem Yargı ve hem de onu etkileyen Yürütme gücüyle üzerlerine gelecekti, geldi ve geliyor. Yerel yönetimlerin yüzlerce kadrosu devlet zorbalığının gadrine uğradı ve halen önemli kentlerin belediye başkanları cezaevlerinde. Kürt siyaseti bu yönelimlerin acemisi olmadığı için mevcut tabloyu izaha yetmez.

Nedir yapılamayan?

Basit ama belirleyicilik ölçütü açısında ciddi örnekler verelim:

• Çok dilli belediyecilik Kürt siyasal yapısının Türkiye ile tanıştırdığı bir anlayış. Üstelik topraklarımıza uygun teorik çerçevesini ve uygulama sahasını da kendileri belirleyip, hayata geçirmiş. Halen tutuksuz yargılanan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, bunun ceremesini çektiği gibi bedelini de ödedi. Görevden alındı ama halk, tekrar Sur’un anahtarını teslim etti. DTP ve belediye başkan adayları bu de facto duruma ortak olacaklarını duyurdu. Toplumla yazılı/sözlü sözleşme yaptı. Anadilin Kürtlerin temel talepleri ama devletin kırmızı çizgileri arasında yer aldığı bilinmesine rağmen, büyük oranda fiili bir durum ve durumun deklare edilmesine tanık olmadık.

• Dil meselesiyle bağlantılı ve iletişim araçlarıyla medyanın kullanımını da kapsayan diğer bir örnek. 98 belediyenin önemli bölümünün bir web sayfası yok. Van ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin hem fonksiyonel hem Kürtçe ve İngilizce versiyonları da olan web sayfaları mevcut. Kayapınar’ın Kürtçe bölümünde başlıklarla yetinilmiş, Tatvan’nın Kürtçesi kısmen. Iğdır, Şırnak ve Siirt gibi büyük kentlerin bile yok. Üstelik Siirt’in Arapça; Iğdır’ın Azerice duyarlılığı olması gerekirken bunlardan mahrum bırakılmış. Geri kalanlarında da Türkçe tek dil. Çoğunda kentlerin tarihi bile herhangi bir Türkçe ansiklopediden aktarmakla yetinilmiş. Öyle ki Doğubayazıt Belediyesi ‘Ahmed-i Hani’ yazarak web ziyaretçilerine bir x’yi bile çok görmüş. Dersim gibi bir yerin belediyesi web sayfasına 'Zazaca’ yanlış tanımıyla müjde vermesine rağmen maalesef fonksiyonsuz bir linkten ibaret bırakmış.

• Belediyecilik, sadece kilit taşların döşenmesi veya kozmetik müdahalelerle geçiştirilebilinir mi? Kentlerimizin 80 yıllık birikmiş altyapı sorunlarından tutun imar planı ve problemleri, kent içi ulaşım, temizlik, yeşillik, kent-insan bütünleşmesi vs… Bütün bunların yanı sıra kentlilik bilinci ve ona göre hizmet skalası olmalı. Merkezi yönetimin bariyerlerinin inadına kent bileşenlerinin de katılımıyla hizmetin öncelliği, biçimi, süresi ve kaynağı ele alınmalı. Bu konuda belediyelerimizin çoğu bütüncül bir fotoğraf vermiyor. Ne hizmette Van Belediyesi ne de katılımcılıkta Hakkari Belediyesi baz alınmıyor. Van Belediyesi, iflas eşiğinde devraldığı belediyenin adından olumlu söz ettirir; Hakkari Belediyesi kentin bütün bileşenlerini, ileri gelenlerini karar süreçlerine dahil eder ama belediyelerimizin çoğu bu çabaların meyvelerini görme yanlısı olmayı zor görüyor.

• Referandum süreci ve sonuçlarına iyi bakmak lazım. Tek tek kent sonuçları elimde olmasına rağmen detaylara boğmayacağım. Ancak şu kadarıyla yetinmeliyim. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in, bir hedef belirleyip kendi pozisyonunu ortaya koymaktan tereddüt etmediği bir ortamda bazı başkanların kentin bütün mahallelerine bile gidememesini tembellikle izah edip geçemeyiz. Eğer bir kentin esnafı, sadece BDP’li belediyeyi Türk siyaset temsilcisi selefini arattığı için sandığa gitmişse orda alarm zilleri çalıyor demektir. Üstelik her BDP’li belediyenin etrafında BDP’li olmayan belediyeleri de almayı erteletmeyecek gıptayı sağlaması önemliyken…

Simsarlar Sevinmesin

Bu örnekleri uzatmanın anlamı yok. BDP’li belediyeler Türk siyaset bezirganlarının koca köyler olarak bıraktıkları kentleri; kültür, sanat faaliyetleri ile hizmet anlayış ve şevkleriyle yaşanılır mekanlar haline getirdi. Büyük bir özveriyle, devlet kıskacına rağmen sınırlı ekonomik kaynaklarla cebelleşiyor. Pusuda bekleyen Türk siyasetinin coğrafyamızdaki brokerlarını sevindirmeyelim. Daha iyisini yapabilme potansiyelimiz var; hem insan kaynağı hem de siyaset projeksiyonu açısından. Bırakın size kara çalacakların dilleri, sadece dişlerle çevrili bir alanda kıpırdayan birer uzuv olarak kalsın. Çocuğuna istediği adı koyamayan, anadilinde eğitim veremeyen ya da coğrafyasının adından ürken simsarlar, çerçilikleriyle kalsın. Hayalleri bile Kemalizm ve Türki İslam ile türevlerince çembere alınmışken aynı faşist dairenin içinde herhangi bir noktada durmayı tercih sananlar sizden utanabilsin. Şeref, haysiyet ve onur, soyut kavramlar değil; insan bütünlüğünün hakikat sınavında bedeller ödeyerek vicdanına karşı başı dik durmasıdır. BDP’li belediye başkanlarının bunun farkındallığını fazlasıyla yaşayan insanlar olduklarına inanan bir gazeteci olarak isteğim: Özgürlüğünden korkan insan enkazlarına karşı bizi rüsva etmeyin…

tuncelfikret.blogspot.com

Hiç yorum yok: