20 Şubat 2012 Pazartesi

Bir Ajanın ‘Acıklı-Güldürüsü’ Ve Apê Musa’nın Reçetesi

Veysi SARISÖZEN
MİT, KCK’ye fena halde “sızmışmış”...

Sızanları da “Emniyet İstihbaratı” yakalamışmış...


Neden yakalamışmış? Çünkü bu “MİT’çi ajan kişilikler”in zamanla bir “PKK’liden farkı kalmıyormuş.” PKK’li ne yapıyorsa, o da aynısını yapıyormuş. Onun tek farkı “PKK’li diye düşündüklerini” ihbar etmesiymiş. Ediyormuş ama, ihbar ettiklerinin yüzde doksan dokuz virgül dokuzu PKK’li çıkmıyormuş. “Hücre” diye ihbar ettiği, öyle “üç kişilik ve üzüm salkımı” misali bir sistem değilmiş. 40-50 kişinin ders yaptığı “Siyaset Akademisi”ni, 50-60 kişinin katıldığı Kent Konseyi ya da meclisini “hızlı ajan” “gizli örgüt” diye ispiyonluyormuş. Bunlar gerçi tutuklanıyormuş ama, istihbaratçılar “hiç mi hücre görmedik?” diye saçlarını başlarını yoluyorlarmış. İşte bu “çakma” “Cezmi Bond”ların raporlarıyla üç yıldır yapılan kitlesel tutuklamalara rağmen “örgüt” çalışmalarına devam ediyormuş...


Ortada bir fiyasko var gibi. Emniyet de zaten bu fiyaskodan yararlanarak MİT’e bindirmekte. Tıpkı PKK’yi tasfiye edemeyen ordunun Ergenekon davasıyla silkelenmesi gibi.


Ben bir arkadaşa sordum. Sola karşı başarıyla uygulanan ve sonuç alan bu “ajan sızdırma” işi neden böyle fiyaskoyla sonuçlandı?


Yanıt ilginçti: Yarış yüzünden hocam... Biz mücadelede birbirimizle yarışırız. Ben birçok yerde yarışı birincilikle olmasa da ikincilikle bitiren ajanlar bilirim...


Ve “arkadaş” devam etti:


“Diyelim ki ‘ajanlaşmış’ bir ‘kişiliksin’. MİT seni ‘Akademiye kaydol, oradan PKK’ye sıçra’ diye yönlendirebilir. Akademi legal, ona  kaydolabilirsin, ama kaydolduğunda ‘çalışkan’ bir katılımcı olacaksın. Elbette Kürt Özgürlük Hareketi ve Öcalan hakkında mükemmel bir bilgiye sahip olacaksın. Bu yetmez. Ayağa kalkıp, bu konulardaki tartışmalarda ‘Demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik özerklik’ programını ve bunun dayandığı, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik, komünal, konfederal toplum paradigmasını eksiksiz kavrayıp, benimsediğini oradaki insanların önünde kanıtlayacaksın. (Bu kadarını yaparım dediğini duyar gibiyim. Ama acele etme...) Akademiden parlak bir notla mezun olduğun zaman, bütün bu bilgilerini kendine saklamayacaksın. Doğru ‘mahalleye’ gideceksin. Ev ev dolaşacaksın. Bütün öğrendiklerini ev halkına en iyi şekilde anlatacaksın. Sonra daha büyük toplantılarda konuşacaksın. Her ne kadar ‘ajanlaşmış bir kişilik’ olduğun halde, ağzından bal akacak ve senin eğittiğin insanlar da tıpkı senin gibi Akademiye kaydolacak. Bu kadar zahmete girdikten sonra derslere katılan ve ders veren 20-25 kişiyi sırtından vurarak MİT’e ‘hizmet edeyim’ derken, Akademiye 100-200 kişi kazanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne ‘istemeden’ hizmet edeceksin. Ah, zavallı ‘ajanlaşmış kişilik.’


Her neyse... Devam edelim. Diyelim ki ‘ajanlaşmış bir kişiliksin’... Kırk kişilik bir mahalle Meclisi’ne adaylığını koyup, meclis üyeliğine seçilmişsin. Mahalle meclisi ne yapar? Mahalledeki insanların arasında ‘ajitasyon, propaganda yapar, üye kazanır, Kürt Özgürlük Hareketi’nin legal yayınlarına abone bulur, bağış toplar.’ Ajansın ya. Göze girmek için herkesten fazla ajitasyon, propaganda yapacaksın, üye kazanacaksın, legal yayınları dağıtacak, abone yazacak, herkesten çok bağış toplayacaksın... İçinden ‘kolay yaparım’ diye geçirme sakın. İş bu kadar değil. Bu mahalle meclisi, ajanı olduğun devlet egemenliğine karşı yasal, barışçı gösterileri örgütler. Sen en önde koşacaksın. En ucuz yoldan otobüs temin etmekten tutalım da, kağıt tüccarını ikna edip afiş için bedava kağıt temin etmeye çalışacaksın. Yarış büyük. O nedenle ölümüne çalışacaksın. Yırtınacaksın. Gece gündüz mahalleyi eyleme katmak için ter dökeceksin. Herkes kişi başına on kişiyi mi eyleme katıyor, sen elli kişiyi katacaksın. Ah, keşke bu kadar olsa... Eylemde mahalle halkının en önünde yer alacaksın; polislerle göğüs göğüse yani. Öyle ‘sıvışmak’ yok. Gören olur. ‘Tırmanamazsın’. Gazı yiyeceksin. Suyla ıslanacaksın. Kafan kırılacak. Belki de kırıldı bile. Tam o sırada yüzü poşulu genç, eline bir ‘Molotof’ tutturabilir. Yapacak bir şey yok, alacaksın. Gözaltısı var, tutuklanması var. Bütün bu aşamalardan geçeceksin. ‘Oh, şükür geçtim’ deme... Henüz hâlâ Mahalle Meclisi’ndesin. Kent Meclisi var. Demokratik Toplum Kongresi üyeliği, DTK komisyonları, seçimli organları var... BDP var. Bilmem kaç yüz legal Kürt kurumu var. Ömür törpüsü. Sen bütün bu ömür törpüsünden geçtiğin zaman, arkanda ‘istemeden, mecburiyetten, tırmanmak, sızmak, deşifre olmamak’ için kim bilir kaç bin kişinin örgütlenmesine, bilinçlenmesine katkıda bulunacaksın... Cemaat savcıları da seni bu nedenle suçlamıyor mu zaten? Haklılar. Sen de haklısın; suç işlemeden ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne hizmet etmeden onların içinde nasıl kalırım? diye ağlaşmaktasın...”


Dinledim. Ajana acıdım. “Vah, vah!” dedim.


Sözü bağlayalım:


Apê Musa’ya sormuşlar; Hocam aramızda MİT ajanları varmış, ne yapalım?


Apê Musa yanıtlamış; birincisi, kimden şüpheleniyorsanız onu çalıştırın, çalışmayana güvenmeyin. İkincisi, ‘içimizde MİT var’ diye üzülmeyin, siz şüpheye düşüp de pirelenmemeye bakın; çünkü “pire itte MİT yiğitte bulunur”...

Hiç yorum yok: