9 Temmuz 2012 Pazartesi

KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in Aracı Taranacaktı

KESK Genel Başkanı Lami Özgen


KESK Genel Başkanı Lami Özgen, zırhlı araçlarla durdurulup gözaltına alındığında, taranacak şekilde tertibat alındığını söyledi. KESK'in tavizsiz yoluna devam edeceğini belirten, Özgen, hedef seçilmelerinin farkında olduklarını vurguladı.
 
KESK ve bileşenlerine yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan ve ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakılan KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Silvan karayolu üzerinde sabah saat 05.00 civarında araçlarının 3 zırhlı araç ile çevrildiğini ve araçtan, "Araç içindeki şüpheli şahıs dışarıya çık ellerini arabaya yasla" anonsunun yapıldığını, farklı bir tutum içinde olsaydı araçlarının taranacağını söyledi. Gözaltına alınış biçiminin başlı başına işkence olduğunu vurgulayan Özgen, yapılan operasyona ilişkin Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı Gül'den randevu talep ettiklerini belirtti.

KESK ve bileşenlerine yönelik 25 Haziran günü "KCK" adı altında operasyon yapılmış ve operasyon sonucunda aralarında Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik, Tüm Bel-Sen Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, Eğitim Sen Kadın Sekreteri Sakine Esen Yılmaz ve SES Genel Sekreteri Sıddık Akın'ın da bulunduğu 28 Kürt sendikacı tutuklanmıştı. KESK Genel Başkanı Lami Özgen, 28 KESK'nin tutuklanmasını ve gözaltında yaşadıklarını DİHA'ya anlattı. Özgen, "Bir yıl boyunca yürüttüğümüz, emek ve demokrasi taleplerimizi içeren mücadele programımız vardı. 8 Ekim büyük Ankara mitingini gerçekleştirdik. KESK, DİSK, TMMOB, TTB ve muhalif siyasi partilerin katılımıyla, o dönemin koşullarına denk düşecek şekilde, 'İnsanca yaşam eşit, özgür, demokratik Türkiye' şiarıyla hem sendikal taleplerimizi hem de demokrasi taleplerini ortaya koyduk" dedi. 


21 Aralık'ta emek taleplerini ve konfederasyonlarına yönelik baskılara yönelik yaptıkları grevi hatırlatan Özgen, TMK, Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM), avukatlar, gazeteciler ve öğrencilere yönelik yapılan operasyonlara karşı "Faşizme karşı omuz omuza" söylemiyle alanlara çıktıklarını hatırlattı. Özgen, "Bir yıl boyunca verdiğimiz mücadele hem bizim kamu emekçileri bağlamında, hükümetin politikalarına karşı bir duruşu öne çıkardı, hem de bizimle beraber emek ve meslek örgütleri, siyasi yapıların da bir araya gelişinin ortak duruşu sergilendi" dedi. 


1 Mayıs'ta önemli bir duruş sergilendiğini ifade eden Özgen, "1 Mayıs önemli bir eylemdir. Çünkü 1 Mayıs eylemliliği sendikalar arasında hükümet yanlısı olan ve olmayan sendikaların ayrışmasına sebep oldu" dedi.

Mücadele operasyonun gerekçesi

 
Özgen, KESK'e yönelik bir yıl içerisinde gerçekleştirilen üçüncü operasyonu ise şöyle değerlendirdi: "Bir yıl içerisinde yapılan bütün eylem ve etkinlikler KESK'in öncülüğünde gelişince, doğal olarak geçmişte de olduğu gibi hükümet bu dönemde yönelimlerini artırdı. Bizim şahsımızda sendikal alanı ve sivil toplum alanını daraltma, yandaş yapmak, yandaş yapamadığı zaman da kontrol altına alarak, sessiz bir konuma dönüştürüp iş yapamaz durumuna düşürmekti amacı. KESK olarak meşru bir mücadele hattı yürüttük, kimi zaman açık açık Başbakan olmak üzere hükümet yetkililerinden, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın bize karşı yönelimleriyle karşı karşıya kaldık. Bunların yukarıdan aşağıya yani hükümetin devlet kurumları üzerinde bize doğru yöneltilen bir baskı, kontrol ve sindirme süreci olduğunu ifade ediyoruz, bunu salt bir polis operasyonu olarak algılamıyoruz ve değerlendirmiyoruz. Operasyon öncesi verdiğimiz mücadele hükümet açısından arka arkaya bir dizi operasyonun gerekçesi olarak gösterildi." 


8 Ağustos 2011 tarihinden 25 Haziran 2012 tarihine kadar KESK'in yürüttüğü sendikal eylem ve etkinliklerin yasadışı gösterildiğine dikkat çeken Özgen, "Sadece yasadışı değil, eylem ve etkinliklerin çoğunluğunun ''talimatının KCK'den alındığının ve bir kısmından sonuçları itibariyle KCK'nin politikalarına katkı sunduğu'' yönünde değerlendirmeler var" diye konuştu.

Zırhlı araçlarla kestiler

 
Özgen, operasyonun yapıldığı gün kendisinin karayolu ile Diyarbakır'dan Van'a geçmekte olduğunu sabah 05.40 civarında Silvan girişinde zırhlı araçlarla yolunun kesildiğini belirtti. Özgen, 3 zırhlı aracın arabalarını ablukaya aldığını ve araçlardan "Araç içindeki şüpheli şahıs dışarıya çık, ellerini arabaya yasla" anonsunun yapıldığını belirterek, gözaltı sürecine ilişkin yaşananları şöyle anlattı: "Aslında aracın içinde kaç kişi olduğunu kim olduğunu biliyorlar, tabi işin vahametine vardık hiç panik ve tedirginliğe yer vermeden ellerimizi kaldırıp gelmelerini bekledik. Gelir gelmez yetkililere kim olduğumu anlatmaya çalıştım. Bana 'Şüphelisiniz konuşma hakkınız yoktur' denildi. Daha sonra araç ve üzerimiz arandı. Tekrar kendimi tanıtmaya çalıştım. 'Şüpheli benimle polemik yapma' denildi ve aramızda sert tartışmalar yaşandı. 10-15 dakika sonra Diyarbakır TEM'den polisler geldi. Onlara KESK Genel Başkanı olduğumu söyleyerek, neden böylesi bir yönelimle karşı karşıya kaldığımı, Diyarbakır'da kaldığım adresin belli olduğunu, telefon takibinden bunu bildikleri böyle açık arazide sabahın 6'sında niye böyle bir yönelimi bana karşı gerçekleştirdiklerini sorduğumda ilgili yetkililerden, 'Biz böyle uygun gördük' yanıtını aldım. Diyarbakır'da hangi adreste olduğumu biliyorlardı. İtiraf ettiler, ancak böylesi bir yönelimle karşı karşıya kalmamız şu anlama geliyor; kendilerince büyük bir gözdağı vermek, bir tedirginlik bir panik ya da farklı bir tutum içerisine girseydik, koşulsuz üç koldan önden arkadan yandan tarayacaklardı. Çünkü bütün araçlar üzerinde makineli tüfeklerin bize doğru döndürülmesi, çevredeki zırhlı araçlar dışında özel tim ve sivil polislerin aldığı tertibat bunu gösteriyordu. Nerede olduğumu bilmelerine rağmen bu şekilde gözaltına alınmam, benim şahsımda konfederasyonumuza, üyelerimize gözdağı vermek amaçlıdır."
Gözaltına alınış biçimi işkence 

 
Gözaltına alınış biçiminin ve o esnada yürütülen işlemlerin hukuksuz olduğuna dikkat çeken Özgen, "Haklarımız bize okunmadan, üstümüz ve araçlarımız arandı. Tutulan tutanağa şerh koymama rağmen Silvan Emniyet Müdürlüğü'ne götürülüp orada 3 saat bekletildikten sonra yeni bir tutanak daha tutuldu, ona da şerh koydum bu engellenmeye çalışıldı. Diyarbakır'dan Ankara'ya bir minibüsle getirmek istediler, yasal hakkım olduğunu söyleyerek uçakla gitmeyi talep ettim, 2 saat tartıştıktan sonra kabul ettiler" ifadesini kullandı. Fiziki olarak olumsuz bir müdahaleyle karşılaşmadıklarını söyleyen Özgen, gözaltına alınma biçiminin başlı başına bir işkence olduğunu ifade etti.

Bilinçli olarak son ifade

 
Gözaltı listesinde ilk sırada yer aldığını ve ilk olarak kendisinin sorgulanması gerektiğini söyleyen Özgen, bilinçli olarak ters işleyiş yürütüldüğünü, son güne bırakılmasının bilinçli bir politika olduğuna dikkat çekti. Polis sorgusunda uzun bir süredir ilke olarak ifade vermemeyi benimsediklerine dikkat çeken Özgen, "İlk iki gün benimle avukat görüştürmediler. Üçüncü gün gece geç vakit avukatlarla görüşebildim. Yine ikinci gün benimle görüşebilmek için TEM'e gelen BDP ve CHP milletvekillerini de benimle görüştürmediler" şeklinde konuştu.

Sendikal çalışmalarımız suç!

 
Özgen, tutuklanan arkadaşlarının ve kendisinin karşı karşıya kaldığı suç isnadının sendikal çalışmalar ve etkinlikler olduğunu söyleyerek, "Özü itibariyle bir sendikacının kamu çalışanının tutuklanmasını gerektirecek orada hukuksal anlamda herhangi bir şey yoktur. Suç fiili yoktur, şöyle bir yaklaşım vardı; toplantıda siz 10 dakika bir değerlendirme yapıyorsunuz, sizin o değerlendirmenizin içerisinden bir cümle alınıyor, içinde bir kavram ya da sözcük alınıyor ve buradan hareketle onu suç isnadı olarak nitelendiriyor. Buna yönelik de sorular açıyor. Sendikal zeminde kullandığımız bir çok kavramımız polis tarafından ya şifre ya da yasadışı örgüt kavramı olarak algılanıyor" diye konuştu.

'Savcılara brifing verilmiş'

 
Yapılan operasyonun boşa çıkmaması için tutuklamaların gerçekleştiğini belirten Özgen, "Bu çerçevede savcılara brifing verildiğini düşünüyorum. En azından bana yönelik hazırlanan soruların biçimine baktığımda aynı zamanda bir üst birime brifing verilmiş şekilde materyal olduğunu çıkarabiliyorum. Tutuklanan arkadaşlarımın, TEM'in talebiyle savcılık tarafından tutuklandığını düşünüyorum" dedi.

Gül'den randevu istedik

 
KESK olarak emek ve meslek örgütleriyle beraber başta operasyonlar olmak üzere hükümetin emek alanına yönelimlerine karşı mücadele edeceklerini belirten Özgen, "Mücadelemizi ulusal ve uluslararası ölçekte sürdüreceğiz" ifadesini kullandı. 1 Temmuz tarihinde KESK Genel Merkez'inde KESK Genel Meclisi'ni olağanüstü şekilde topladıklarını söyleyen Özgen, "Bilgilendirme çalışmaları yapıyoruz. Şu anda bir dosya hazırlıyoruz. Önümüzdeki hafta İstanbul'da basın kuruluşlarına, gazetecilere, bütün yazarlara sunmak üzere, bize yöneltilen soruları ve suç olarak görülen eylem ve etkinlikleri ortaya koyacağız" dedi. 


9 Temmuz tarihinde Uluslararası Sendikalar Federasyonu (ITUC) Genel Sekreteri'nin kendilerini ziyaret edeceğini söyleyen Özgen, aynı gün ITUC Genel Sekreteri ile birlikte Avrupa Birliği Büyükelçisi ile görüşme yapıp dosya sunacağını belirtti. Özgen, KESK, DİSK, TMMOB, TTB olarak Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı'ndan randevu talebinde bulunduğunu belirterek, CHP ve BDP Genel başkanlarından da randevu talebinde bulunduklarını aktardı. 


Büyük kitlesel eylemliklerini 1 Eylül'den sonra yapmayı düşündüklerini söyleyen Özgen, "13 Şubat'ta tutuklanan KESK'li kadın arkadaşlarımızın iddianamesi çıktı. 4 Ekim'de mahkemeleri görülecek bunun için büyük, geniş, merkezi eylemlikleri hedefliyoruz" şeklinde konuştu.

Kriminalize edilmeye çalışılıyor 

 
Özellikle 4688 sayılı yasa tasarısı ve "4+4+4" eğitim sistemi sürecinde medyanın kendilerine karşı karalama kampanyası başlattığına dikkat çeken Özgen, "Yandaş, cemaat medyanın KESK'e yönelik kararlama propagandaları oldu. Bunlar bir merkezden, yukarıdan aşağıya doğru, Türkiye'deki muhalif kesimlere karşı nasıl operasyon gerçekleştiriliyorsa aynı paralelde bir merkezde de basın üzerinde de karalama kampanyası harekete geçiyor ve yapılıyor. Bunlara karşı hukuksal olarak dava açacağız. Yani sadece polisin operasyon yapması yeterli gelmiyor; ki medya aracılığıyla bizim mücadelemiz kriminalize edilerek, toplumun gözünde küçük düşürülmeye çalışılıyoruz" şeklinde konuştu.


EMİNE ALTINKAYA / ALPER ATALAY / DİHA/ANKARA


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Hiç yorum yok: