10 Eylül 2011 Cumartesi

Tarihte ve Günümüzde Özerklik ve Demokratik Devlet-1

Birleşmiş Milletler'e üye 184 ülkeden yaklaşık 71'i özerk ve federal modellerle yönetiliyor ve bu sayıya her yıl yenileri ekleniyor. Farklı halkların birarada yaşadığı kimi ülkelerde de özerk yönetimlere kavuşma mücadelesi halen sürüyor. Türkiye'de ise çokkültürlülük, özerklik ve federalizm, Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi sonucu gündeme yerleşti.

Özerklik ve yerel yönetimler hangi tarihsel süreçlere dayanıyor? Türkiye özgülünde nüfusu yirmi milyona yakın Kürtlerin bölgesel statü haklarını, Lazların, Çerkezlerin, Asuri-Keldanilerin ve Ermenilerin kimlik ve kültürel taleplerini hangi boyutlarıyla tartışıp ele alacağız? Dünyada çok uluslu demokratik ülkelerin sorunlarını nasıl çözüp hangi aşamalardan geçtiğini, çokkültürlülüğü, kantonal, federal ya da konfederal modelleri benimseyen ve uygulayan ülkelerden örneklerle ele alacağız.

Demokratik ve hukuk devleti olmayı benimseyen Batı Avrupa ülkeleri ve Kanada'da, çokkültürlülüğü esas alan demokratik özerklik, fedaralizm ve konfederalizm gibi devlet modelleri farklı halkların demokratik esaslara dayanarak birarada yaşamasını sağlamanın çözüm modeli olarak toplumsal düzeyde bilince çıkmış ve uygulanmakta. Birçok açıdan da koşullara ve taleplere uygun olarak reformlar devam ediyor.

Birleşmiş Milletlere üye 184 ülkeden yaklaşık 71'i özerk ve federal modellerle yönetiliyor ve bu sayıya her yıl yenileri ekleniyor. Farklı halkların birarada yaşadığı kimi ülkelerde demokratikleşme ve özerk yönetimlere kavuşma mücadeleleri de sürüyor. Türkiye'de ise çokkültürlülük, özerklik, federalizm Kürt Özgürlük Hareketi PKK'nin uzun yılları kapsayan mücadelesi sonucu yenice tartışılmaya başladı.
Tarih boyunca ezilen her halk ya da etnik grup kültürel değerlerini egemen ulusun eritme yöntemlerine karşı korumaya ve özgürleştirmeye zorlarken, egemen olanın da kendi kültürel değerlerini ezileninkinden üstün tutması ve aşağılayıp ötekileştirmesi ya da asimilasyon yoluyla eritmeye ve yok etmeye çalışması, şüphesiz kutuplaşmanın ve çatışmanın ana temelini oluşturur.

Tarihsel süreç içinde farklı halkların demografik açıdan iç içe yaşaması, demokratik çözüm formüllerini zorunlu kılar. Demokratik çözümlerin olmadığı coğrafyalarda köklü asimlasyonlar birçok halkı tarihten silmiştir ya da yıllarca süren kanlı savaşlara yol açmıştır.


Tarih boyunca çokkültürlülük

Ulus-devlet modelleri öncesi Osmanlı gibi imparatorlukların bünyesinde farklı farklı halklar kültürleriyle yaşarken, birçok bölgede özerk yönetimler de vardı. İmparatorluklar, ulus-devlet olmadıkları için egemen ulusun diğer halkları eritme politikası yoktu. Milliyetçi ideolojilerin ve ulus-devletlerin doğuşuyla imparatorlukların da sonu geldi. Farklı halkların birarada yaşamasını sağlayan federatif ya da konfederatif devlet modelleri çok eskilere dayanmakta. Örneğin İsviçre'nin konfederal devlet modelinde ilk önce 1291'de üç kanton Schwyzuri Nidwalden birleşerek Habsburglara karşı bir savunma ittifakı kurarak oluştu. Sonra bu üç özerk bölgeden oluşan modelin demokratik olduğunu gören çevre krallıklar da zamanla İsviçre ile bütünleşerek 24 kontona ulaşır. 7 milyonluk İsviçre, 24 kanton ,yani özerk bölgeden oluşmakta. Her kantonun yerel parlamentosu, bayrağı ve bağımsız bir ekonomisi var. Yasalarını kendisi belirler, ulusal parlamentoya da temsilci (milletvekili) gönderilir. Kara ve demir yolları, ulusal bakanlıklar, ortak ulusal kurumlardır. Her kanton polis teşkilatını kendisi oluşturur ve hiçbir kanton polisi görev gereği başka bir kantondan izin almadan sınırlarına girme hakkına sahip değildir. Yirmi dört kantonun ayrı bayraklarının yanı sıra bir de İsviçre'nin ortak bayrağı var. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanşca'dan oluşan dört resmi dili var.

Yediyüz yıllık geçmişinde kantonlararası ya da başkentle hiçbir zaman kan akıtılacak nitelikte çelişki ve çatışmalar yaşanmamış ve hatta anayasada isteyen her kanton yapılacak bir referandumla çoğunluğun istemesi durumunda bağımsız olma hakkını tanıyor. Ancak çıkarlarını birlikte gören bu özerk kantonlar bağımsız olmak için referanduma bile gerek duyan olmadı.

17 Ekim Devrimi'yle Sovyetler Birliği, çok sayıda halk cumhuriyeti, yerel yönetim ve özerk bölgeden oluşuyordu. Reel sosyalizmin yıkılmasından sonra Rusya Federasyonu modeli esas alındı. Mevcut durumda çok sayıda farklı cumhuriyet ve eyaletten oluşmakta.

Hindistan, Mahatma Gandhi liderliğinde 26 Ocak 1950'de çok sayıda etnik grup ve farklı halklardan oluşan ülke, yönetim yönünden eyaletlere bölünerek farklı halkların kimlik özgürlüğü taleplerine çözüm buldu.

Halkların ulusal taleplerinin yanı sıra bir ülkeye yabancı göçmenler yerleştiyse ya da demografik açıdan dağınık azınlıklar yaşıyorsa, çokkültürlülüğü hayata geçirmek, demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Amerika, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi birçok Batı Avrupa ülkesinde yabancı göçmenlerin kimlik değerlerini yasal zeminde yaşamalarını sağlayan tartışmalar 1970'ler de başladı. Fransa'da Fas ve Cezayir kökenliler, Almanya'da özellikle Türkler, Kürtler ve daha birçok halk anadillerini ve kültürlerini yaşamanın demokratik mücadelesini verdi. Zaman zaman sistemin asimlasyona zorlayan uygulamalarıyla göçmenlerin istenilen düzeyde entegre olamayışları sorun olduysa da, kimi yabancı gruplara kültürel haklar tanındı, kimilerine henüz tanınmadıysa da demokratik zeminde bunun mücadelesi sürüyor.

Çokkültürlülük, ulus-devletlerin demokratikleşmede zorlandıkları süreçlere tekabül eder. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika çıkışlı bir kavram. ABD ve Kanada'da farklı bir dili konuşan ve 'kendilerine ait' olduğunu düşündükleri topraklarda yaşayan insanlar, kültürel kimliklerinin tanınmasını istiyordu. Çokkültürlülük kavramı bu tanınma talebine bir yanıt olarak ortaya çıktı. Hemen ardından, "kültürel farklılıkların demokratik savunması"ndan söz edilmeye başlandı. Özellikle Kanada'da, Fransızca ve İngilizce arasındaki kavga, iki kültürlü-iki dilli toplum tartışmasını açtı ve Quebec'in özerk olmasını sağladı.

50 yıl önce Amerika kıtasından yola çıkan bu tartışma, Batı Avrupa'da özellikle İngiltere, Belçika ve İspanya'da giderek çokkültürlülüğe siyasi açıdan yasal statü kazandırırken, sorunların çözümü uzun yılları kapsadı, eyalet, özerklik ve otonomi gibi birbirine yakın yönetim modellerine geçiş yapılarak barış ve demokratikleşme yolunda bir çözüm bulundu. Demokratik Özerkliğe paralel olarak inanç özgürlüğü, dinler arası diyalog ve hoşgörü Batı'da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bilince çıkarken, Türkiye'de bunu da Kürt Özgürlük Mücadelesi sayesinde yenice tartışıyoruz.


Özerklik ve çokkültürlülük


Avrupa'da ulus-devleti katı bir şekilde savunan ve korumaya çalışan Fransa gibi bir devlet üniter yapıyı bozar vb. nedenlerden ötürü karşı geldiyse de uzun süre tutunamadı. Farklı dillerin ve kültürlerin konuşulmasına, yerel televizyon hakkı, yayın hakkı ve ilköğretim hakkı Korsikalılara ve Brotonlara tanınsa da demokratik kurumlarca verilen haklar hiçbir zaman yeterli görülmedi. Korsika adası önemli ölçüde asimile olmasına rağmen yerel yönetim hakkına sahip. Brotonlar ise azınlık ve dağınık olmalarına rağmen anadilde ilköğretim ve ona paralel olarak basın ve televizyon hakları yasal güvence altındadır.

İspanya'da Katalan ve Bask halkları anadilde eğitim hakkı başta olmak üzere özerk bir statü altında yaşarken, İspanya federasyon biçiminde kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu demokratikleşme süreci farklı göçmen ve azınlıkların da kültürel haklarına kavuşmasına yol açtı. Dolaysı ile temel sorunlar çözülünce, çokkültürlülük yasal güvence altına alınarak demokratikleşme süreci hızlandırılmıştır.

Almanya, Avusturya ve İtalya gibi ülkelerde ise, 'çokkültürlülük' kavram olarak Amerika'daki anlayışa daha yakındır ve göçmenlerin kültürel yaşam özgürlüğünü akla getirir. ABD'de çokkültürlülük, Kızılderililer, İspanyolca ve benzeri farklı dil konuşanlar ve siyah azınlığın kültürel farklılıklarıyla yaşamalarına tahammül olarak anlaşılır. Fakat aynı zamanda ayalet sistemiyle yerel yönetimler içişlerinde özerktirler.


Ulus-devletlerde azınlık hakları

1985 yılı, Avrupa'da ulusların-devlet bünyesinde, hakları anayasal güvence altına alınmayan azınlıklara karşı toplumsal duyarlılık, çokkültürlülük akımı açısından bir kilometre taşıdır. Ardından 1989'da Avrupa'nın doğusu ile batısını ayıran soğuk savaşın sona ermesi, duvarın yıkılması, demir perdenin kaldırılması, bir anlamda Pandora'nın Kutusu'nun da açılması oldu. Ulusal azınlıklar deyince İspanya'da Basklar, Katalanlar, Fransa'da Korsikalılar ile Brotonlar akla gelirken, çokkültürlülük ise yabancı göçmen işçilerin ve demografik açıdan bütünlük arz etmeyen azınlıkların kültürel hakları ve özgürlüklerini akla getirdi.

Bu anlamda Avrupa Birliği (AB) azınlıklar ve çokkültürlülük konusunda  kuramsal çözümde ciddi zorluklarla karşılaşmadı fakat sorun tümden çözülmemiş ise de, yasal reformlarla demokratikleşme devam ediyor.


Türkiye'nin 'tek'çilik çıkmazı


Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri ulus-devletin ya da Fransızcası devlet-ulusun işleyiş mekanizmasının başta Kürtler olmak üzere diğer halk ve azınlıkları asimilasyon üzerine kuruldu. Kürt halkını inkar eden devlet tezi, "Karda yürürken kar-kurt diye ses çıkardıkları için dağ Türkleridir" gibi saçma tezler savunuldu. Bu anlamda 'tek ulus, tek dil ve tek kültür', ulus-devlete ait bir doktrin ve uygulamadır; farklı halk ve etnik grupları asimile etmeyi temel alır.

Kürtlerin kanla bastırılan '29 isyanı'na rağmen bu saçma tezler savunulmaya devam etti. 1960'lı yıllarda birçok Kürt hareketi ortaya çıktı, ancak PKK hareketinin 1984 yılında geliştirdiği silahlı başkaldırı bu tezleri zamanla çürütürken, gelişen örgütlenme, kurumlaşma, demokrasi ve özgürlük bilinci de sorunu çözmeyi zorunlu kılmayı kanıksattı. Tekliğin niteliksel bir çıkmaz ve yozlaşma olduğu görüldüyse de, basın ve akademik çevrede kabulleniş yılları aldı. Kürt halkının ısrarlı direnişi ve yine mücadele trendi basın ve aydın çevrede çokkültürlülük modellerini tartıştırdı.

Türkiye'nin iç dinamikleri değişimi zorunlu kılarken Avrupa Birliği (AB) gibi dış dinamikler Türkiye'ye demokratikleşmeyi dayatması da çokkültürlülük tartışmalarına katkı sağladı. Bilindiği gibi, 20.yy Avrupa'sının devlet-uluslaşmanın belli bir oluşum sürecine ait tutumu yerini çokkültürlü devlet modellerine bırakıyor. Avrupa Birliği (AB) yolu üstünde olan Türkiye'nin farklı kimlikleri ve kültürleri kabullenişi AB kriterleri gereğidir. Kültürel kimliklerin dinle bağdaştırılması ise, özellikle 11 Eylül eylemi sonrasında dayatılan bir kavram olsa da, her laik devletin kurulmasında dinin ciddi bir sorun oluşturduğu gözardı edilemez.

Farklı kültür ve dini inançların yasal güvence altına alınması ve özgürleştirilmesi demokrasinin olmazsa olmazlarından olarak kabul edilir. Farklı etnik grupların dil, din ve kültürlerinin yasaklanması,  demokratikleşmesin önünde ciddi bir engel. Demokrasinin, farklılıkları özgürce eşit koşullarda birarada tutabilme yeteneği ve sosyal birleştirici rolünü İsviçre, İngiltere, İspanya ve Kanada örneklerinde görmek mümkün.


Özerklik tartışmalarının Türkiye'ye katkısı


Merkeziyetçi ulus-devletlerin miadını doldurduğu günümüzde, demokrasi ve özgürlükler çağına girmemizin getirdiği sorumluluklar, azınlık ve ilhak edilmiş halkların hakkını tanımayı ve farklılıklara tahammül etmeyi ve doğuştan kaynaklı kimlik haklarını anayasal güvence altına almayı gerektirmektedir. Meselenin, kültürel aidiyetler ayrışmasını desteklemek değil, bütünlük içinde eşitlik ve özgürlüğü savunmak ve toplumsal çatışmayı durduran, barışı sağlayan bir yöntem olduğunu, Demokratik Özerkliği yaşayan ülkeler örneğinde görmek mümkündür.

Türkiye'de etnik kimliklerin ve inançsal özgürlüklerin tartışılması,  değişimden korkan egemen milliyetçi ve statükocu çevrelere bölünme ve kaos tehlikesi hissini verebilir. Ancak bu korkuyu aşmak ciddi bir bilgilendirmeyi gerektirmektedir. Avrupa Birliği üyesi olacak bir Türkiye'nin, Avrupa ile olan sınırlarını ortadan kaldırması ve Avrupa'nın kuramsal ilkelerine uyması Türkiye'nin ulus-devlet olmasını zorunlu olarak ortadan kaldıracaktır.

Bu anlamda Türkiye'nin konumu ve geleceği tartışılırken, yeni bir sosyal dayanışma ve doğru bir enformasyona ihtiyacı vardır.

 
DEVAMI : Ulus-devletin çıkmazı ve Habur deneyimi


dere@bluewin.ch

Hiç yorum yok: