9 Eylül 2011 Cuma

Hani Kardeştik!

21 Temmuz 2011 Perşembe
DURSUN KAZAN

Ne kadar derinlerde saklamışız içimizde raşizm denilen soytarıyı. Sayın medya yöneticileri, köşe başını tutmuş yazarları, muhabirleri, Diyarbakır Silvan’daki çatışmayla ilgili olan “duygusal” ölümü yücelten yazılarınızı okudum.
Sonra düşündüm.. 

Yaşanan çatışma, barışa dair umutlarımızı, beklentilerimizi, bir başka bahara bırakacak nitelikte olabilir mi diye...
O nefret kokan yazılarınızda ne buldum sizce?

İnsanların milliyetçi duygularını okşayan, nefret kokan yazılarınızdan başka bir şey bulamadım. Kürtlerin bütün bu olanlara rağmen gösterdikleri sabra, tavazuya karşı, yaptığınız tek şey Kürtleri hedef gösteren yazılarınız...

Son 2 ay içinde Kürdistan dağlarında, ateşkese rağmen katledilen genç yürekleri görmezden gelmeyip, yazılarınızda, gazete sütunlarında yaptığınız eyhamın binde birini yapmış olsaydınız, bugün bunları konuşuyor, yazıyor olmazdık.

Savaş çok kötü bir şey.

Siz yaşamadığınız için bilemezsiniz. Siz ne oradaki askerle, ne de dağdaki gerillayla, ne de orada yaşayan insanlarla empati kurabilirsiniz. Çünkü siz, yüreklerinizin yerinde kocaman, kap kara bir taş taşıyorsunuz. Orada ölenler, ne sizin kardeşiniz, ne de evladınız. Siz sadece savaş edebiyatı yapıyorsunuz. Siz pusuda beklemenin ve pusuya düşmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz. Siz varsa, yoksa, savaştan beslenen Vampirlerin değirmenine su taşıyan kölelersiniz. 

Savaş nedir sayın büyük köşelerin büyük yazarları?

“Savaş, ülkeler, bloklar ya da bir ülke içerisindeki büyük gruplar arasında gerçekleşen topyekün silahlı mücadele. Savaşlar genellikle dini, milli, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaşmak için gerçekleştirilir. Kullanılan silahlara, amaçlara, taraflara ve gerçekleştiği yerlere göre farklı şekillerde adlandırılırlar. Örneğin nükleer savaş, meydan savaşı, iç savaş, dini savaş, dünya savaşı. Karşı tarafı yıldırmak, maddi ve manevi zarar vermek için gerçekleştirilen silahsız faaliyetler de genellikle savaş tanımına dahil edilirler” der ansiklopediler.

Bir de sizin savaşlarınız vardır ve çok farklı biçimde anlatırsınız; ‘sizin savaşlarınız’ epik-lirik güzellemeye tabi tutulur. Her nasılsa kimse ölmez, derin insan acıları gündeme gelmez. Yani sizden ölenler olmadıkça sorun yoktur!.. Ne zaman ki provokatörlerin size ihtiyacı olur, işte o zaman Türk ordusunun bando takımı gibi başlarsınız milliyetçi savaş edebiyatına, bu dehşet yalnız bize yaşatılır. Onun içindir ki, genel insanlık acıları değildir bunlar. Sadece bizim acılarımızdır. Oysa başkasının acısını anlatabilen, insanlığın acılarını dile getirmiş olur. Siz köşelerini babasının malı gibi kullanan ve bu köşeleri Türk kontrgerillasının emrine sunan o doğrultuda yazılar yazan siz sevgili milliyetçi köşe yazarları, ölümün bu kadar pervarsız kullanıldığı, kelimlerin anlamını yitirdiği başka diyar yok. Vatan sağ olsun! Gencecik çocukların hangi vatan için öldüklerini bile bilmediği bir vatan. Kürtlerin binlerce yıl yaşadığı bu diyarda, Kürtleri öldürme üzerine kurulmuş bir vatan.

Nefret suçu işlediniz. Biriken bu kin ve nefret korkarım ki bir gün hepinizi boğacak. Tarih karşısında en büyük suçu siz işlemiş olacaksınız!
Bu gerçek, toplumsal cinnete dönüşmeden yüreğimizi ya şimdi avuçlarımıza alacağız ya da ölümlerin arkasından ağlayacağız..

Savaşı iliklerine kadar yaşamış biri olarak son olarak şunu söylüyorum;
Savaşmak ama kelimelerle. Unutmayın ki sözün bittiği yerde başka şeyler boy verir. O yüzden bizler bu savaşın silahlarla değil kelimelerle olması gerektiğini anlatma göreviyle karşı karşıyayız. Bu görev en çok sizlerin omuzunda. Tarih sizi, barışa verdiğiniz emekle hatırmalı. Yok, tarih bizi yaptığımız savaş çığırtkanlığı, işlenen insanlık suçu, dökülen kanla, öldürülen her yürekle, kötülükle hatırlatsın diyorsanız..?

Söz sizin!

Hiç yorum yok: